Hangi dağın rüzgarısın sen? Kim attı seni el diyarlara..
Bu tende onca hançer dururken;Bitirir ikimizi ah dinmez yara..
Şu virane yüz tutmuşken gitmeye;Bir tarafta sen diğeri ölüm..
Erkenden ecel şerbetin içmeye;Koşmak revamıydı bu nasıl zulüm?..
Yemyeşildi bir zaman bendeki yürek;Uçsuz bucaksız dağlar misali..
Bitirdi ömrünü seni bekleyerek;Sararıp soldu aşkın timsali..
Var git yoluna takıl samyelim;Sendeki güzellik sığmazki kalbe..
Ah bu bendeki akıl samyelim;Seni de bitirir düşürür derde..
-H.ALTINTAŞ-
MUTLULUĞU ARAMAK
Kim
diyebilir ki yok kalsın ben istemiyorum. Ya da hayattaki asıl gayem bu değil,
şan, şöhret, para, pul, aşk vs.. Ne derseniz deyin işin özüne indiğinizde altta
yatan ana sebep gene mutluluktur. Ama işin can sıkıcı tarafı son zamanlarda bu
denli aranan bir kavram olmasının yanında en zor ulaşılan da odur aslında. Ya
da uluştığımızı sandığımız. Yani insanlar
hayatta çoğu işte olduğu gibi mutluluğa
uluşmanın da çok çetin ve dolambaçlı yollardan geçtiğini düşünüp günümüzde
bunun uğruna daha çok zamanlarını ve paralarını heba etmekten geri kalmamaktalar. Kimi işini, kimi eşini, kimi
mekanını, hatta yurdunu değiştirir ona ulaşabileciğini umarak.. Sonuç olarak
çoğunlukla gene hüsrana uğrayan geçmiş
değil o andır. Yani geçmişte ulaşamadığın o anda da yanında değildir.
Evet hayatta zor elde edilen
herşey değerlidir. Alınteri dökülmeli, uğrunda savaşılmalı ki elindeki anlam
kazansın. Fakat mutluluk için aynı şeyleri söylemek çok güç.. Tam aksine ne
kadar çok ararsan senden o kadar uzaklaşır. Tüm dünyayı didik didik etsen
bulamayacağın tek şeydir. Ne parayla satın alabilir, ne şanın şöhretin önünde
diz çöktürebilirsin. Bu kadar zor olmasına rağmen onu bulan insanlar da vardır
elbet.. Öylesine insanlara rastlarsınız
ki; çarşıda, pazarda, köyde, kentte; sizden ekonomik olarak, eğitim olarak,
yaşam şartları bakımından, çok aşağılarda olduğunu düşündüğünüz ama sürekli
gülümseyen insanlar.. Ve çok uzaklardan bile kendini belli eden bu gülüşün
yapmacık olmadığının şahidi ışıl
ışıl gözler. Kendinize şu soruyu sormadan edemezsiniz..Ben neden mutlu olamıyorum?
Yüce Allah insanı yaratırken yüreğinin
bir köşesine küçücük, sihirli, kilitli
bir kutu yerleştirmiştir. İşte aradığımız mutluluk bu kutuda gizlidir.
Ama çoğu insan asıl kaynağın kendi bedeninde olduğunun farkında olmadan, ordan
oraya savrulur durur.. Oysa dünyadaki onca günlük ihtirastan, çırpınıştan,
arınıp özüne yönelse kendine yönelse ama en önemlisi de bütüne ulaşmayı bilse
hiç de zor olmadığını anlayacaktır. Öyle güzellik gibi sağlık gibi para gibi
bazısına verip bazısını es geçmemiştir Yaradan.
Sadece yol haritasını çizmektir insana düşen.Öyle tek bir anahtarı da
yoktur mutluluğun.. Güzel ve doğru olan herşeyden birer tutam koyarsanız;
Hayata bu pencereden bakarsanız anlarsınız ne demek istediğimi.. Pişman olmadan
yaşamak, asla geriye dönüp bakmamak, kaybedilene üzülmek yerine kazanılandan
haz almak, karşılık beklemeden sevmek herkesi, herşeyi .. Sorgulamamak içinde
bulunduğun durumu.. Yaradan benim için böylesini uygun görmüşse yadırgamak ne
haddime diyebilmek, Aldığın her nefesin en büyük hazinen olduğunun farkına
varabilmek.. Paylaşmak zaten ebediyen sana ait olmayan herşeyi. Sevgiyle
bakabilmek hayata.. Şükretmek en içten.Kısacası iyi olan, güzel olan,doğru olan
ne varsa bunu yaşam biçimi haline getirmek..
Bakın o zaman nasıl da kolay olacak herşey.. Ulaşamadığınız
mutluluk sizin peşinizde olacak her
daim.. Unutmayın mutluluğu aramak demek
onu kaybetmek demektir.. Siz hayatınızı, duygu ve düşüncelerinizi, iyiye ve
güzele adadığınızda mutluluk kumbaranızın her geçen gün dolduğunu
farkedeceksiniz.. Pusulanızı şaşırmamanız dileğiyle.. -H.ALTINTAŞ-
HAYATININ
REKLAMI
Sizlerde şahit
oldunuz umarım. Geçenlerde tüm televizyonlarda boy boy fotoğrafları yayınlandı,
röportajlar yapıldı bu konu üstüne. İşsiz bir genç adam iş bulma umuduyla çıkmış dolanıyordu sokak sokak.. Derken bir
yerde önüne epey yüklüce parayla dolu bir cüzdan çıkıverdi. İçinde bulunduğu
zor durumu düşünmeksizin parayı sahibine ulaştırmaya karar verdi vicdanını da dinleyerek..
Ama en yakın karakol birkaç kilometre uzaktaydı ve cebinde tek kuruş yoktu
dolmuş parasına verebileceği. Yürüyerekte olsa yapılması gerekeni yapmalıyım
diye geçirdi içinden. Bu amaçla koyuldu yola. Allahın sevdiği kulu olduğunu
düşündü karşısında polis devriye aracını görünce.Hemen durdurup olan biteni anlatıverdi
bir çırpıda. Sonra nasıl olduğunu bilmediğimiz bir şekilde etrafı kameralarla
doluverdi birden. Böyle bir zamanda böylesine insanlara halkımızın özlem
duyduğunun farkında olan basına malzeme
çıkmıştı nasıl olsa. Yaptığı işin bu kadar ilgi görmesinin şaşkınlığıyla ve
gururuyla poz verdi, röportaj verdi genç adam. Paranın sahibi aranıp bulundu.
İşi çığrından çıkaran tam da bu noktaydı aslında. Olmaması gereken oldu,
yapılmaması gereken yapıldı; iş paranın sahibine uzandı. Muhtemelen birilerinin
elindeki malzeme yetersiz gelmiş olacak ki
genç adam ve paranın sahibi yaşlı teyzemiz buluşturulup resimleri
çekildi,haber bültenlerine taşındı.Hatta paranın miktarına kadar ortaya döküldü
herşey.
Halkımızın tamamını tek kalıptan çıkmışçasına
aynı vicdani değerlerde, eğitim ve kültür seviyesi olarak aynı seviyede
değerlendirirsek bu konunun her boyutuyla deşifre edilmesi mazur görülebilirdi
elbette.Ancak ülkemizde eğitim seviyesi
çok düşük olmakla birlikte suç oranı da bir o kadar yüksekti maalesef ve bunu
anlamak için çok şey bilmek gerekmediği
gazetelerin üçüncü sayfalarına şöyle bir
gözatmanın yeterli olacağı hepimizin malumu.Nitekim ileriyi az çok görebilen
herkesin tahmin edeceği üzre o yaşlı teyze evinde boğazı kesilmiş halde
bulundu.Üstelik bizim o seviyeli dürüst basınımız (?) hiç üstüne
alınmamışçasına bunu da bir fırsat olarak görüp hemen ‘ Geçtiğimiz günlerde ekranlara getirdiğimiz parasına kavuşan yaşlı
kadın evinde boğazı kesilmiş halde ölü bulundu’ gibisinden zırvalarla sundu
bize.Evet bu da madalyonun diğer bir yüzüydü.. O genç adam keşke parayı
getirmeseydi diye düşünen umarım sadece ben değilimdir.
-Kendini
savunmaktan aciz yaşlı bir teyzenin basında bu denli ele alınması, üstelik çoğu
haysiyetsizin iştahını kartabilecek miktarda parasının olduğunun
vurgulanmasının habercilik anlayışıyla bir alakası olabilir mi?
-Bir haber
yaparken bu haberin sonuç itibariyle kime ne getireceği yeterince irdeleniyor
mu? Yoksa sadece reyting kaygısı ve mantığıyla mı hareket ediliyor?
-ilgili kurum ve
kuruluşlarca basın özgürlüğünün
sınırının diğer insanların yaşama ve özgürlük alanının başladığı yerde bitmesi
gerektiği gerçeğine ne denli riayet
ediliyor?
-Tüm bu olanlardan
sonra sorumlu kişiler hakkında ne gibi bir işlem yapıldı ya da yaptırıma
gidildi?
Cevabı en az benim kadar sizde biliyorsunuz koca bir
hiç.Sakın bana efendim biz bu haberi vatandaşların bilgisi dahilinde
gerçekleştirdik gibi saçma sapan bahanelerle gelmeyin. Çünkü bu sizin bu
cinayette payınız olduğu gerçeğini asla değiştirmeyecektir.Herkes elindeki gücü
insanların yaşam hakkı ve özgürlüklerini koruma anlamıda kullanmalıdır; onları
doğrudan ya da dolaylı olarak yok etme anlamında değil.Hiç bir kurum veya kuruluş
kendisini halkın üzerinde görmemelidir.Aksi halde üçüncü dünya ülkeleri
klasmanında başı çekmeye devam edeceğimiz gün gibi aşikardır.
-H.ALTINTAŞ-
TEHLİKENİN FARKINDAMISINIZ?..
Spor gerçekten güzel şey değil mi?..Bazen sporun içinde oluruz;Ama biraz tembel bir toplum olduğumuzdan mıdır nedir;Genellikle yorum yapan taraf oluruz ya da bunu tercih ederiz.. Hele biz türkler bayılırız ahkam kesmeye, konu futbol da olunca mangalda kül bırakmayız evelallah.. Kimi ben olsam diye başlar kimi taktik verir oturduğu yerden hocaya takmıştır. Aslında hepimiz Messi yizdir yada Morinho..Bunlar tabiki hepsi zararsız ve gayet masumane durumlardır.. deşarj olma anlamında da faydalıdır elbet.. Ne olsa binbir türlü yük vardır bu toplumun her ferdinin omuzlarında ezelden beri..Belki de türk olmanın bedelidir bu her neyse..
Ama asıl mevzu bu değil. rekabet güzel, şakalaşmalar, iddialaşmalar, hepsi güzel.. Güzeldi demek daha doğru olur belki..Günümüzde o eski tadı alamaz oldu insanlar spordan.. En büyük sebeplerinden biri de futbolun içine giren paradır maalesef.. O masum; insanları doksan dakika da olsa sıkıntılarından uzaklaştıran, bizim en büyük zevklerimizden biri haline gelen futbolumuz artık çamur içindedir.. Sebebi de bahis adı altında tahmin adı altında eğlence adı altında insanımızın özellikle de gençlerimizin kumar uçurumuna sürüklenmesidir. Artık insanlar adını bile bilmedikleri takımlara büyük paralar basarak büyük umutlar peşinde koşmakta; sonuç olarak bu umurlar yerini büyük kayıplara; yuvaların dağılmasına insanımızın uçuruma itilmesine sebep olmaktadır..
Hepimizin çevresinde vardır bu türden insanlar.. Bu uğurda servetini, sağlığını,ailesini, kısacası herşeyini kaybeden insanlar.. Hal böyleyken niye insanlar körü körüne bu tarz eylemlerin peşinde koşmaktadır sorusunu duyar gibiyim. Evet asıl can alıcı noktada bu sorunun cevabında gizli. Maaalesef herkes aynı ruh halinde aynı duydu durumunda ve aynı psikolojik tablo da değerlendirilemez. bir kısım insanlar bu bağımlılıklarının kontrolünü kaybederler.. daha doğrusu yaptıklarının yanlış olduğunu bile bile bu dürtülerine engel olamaz ve bu kısır döngüden kurtulamaz.. kimilerine göre bu bir ruhsal bozukluktur ve tedavi gerektirir.. kimilerine göre ise sadece kişilerin seçimi.. Fakat reddedilemez bir gerçek varsa o da her halukarda halkımız ekonomik olarak fiziki ve ruhsal olarak ve de sosyal anlamda çok büyük zararlar görmektedir.. Yasal olarakta devlet desteğini arkasına alan malum bahis firması sayesinde bu oyunlara ulaşım çok kolay hale gelmekte adeta tv ve çeşitli yayın organları sayesinde her türlü fırsat dğerlendirilmekte ve insanımız her geçen gün daha çok bu çamur deryasına itilmektedir.
Durumun vehametini anlatma babında bir örnek vereceğim. Güneydoğu illerinin yeşilkart verme oranında belkide ilk sırada gelen bir ilde yaşıyorum. (Ekonomik durumu belirtme açısından). Haftasonu birgün bir arkadaşımın ısrarı ile kupon yatırmak için malum bayiilerden birine gittik .Saat sabahın 10 u gibi bayiinin alanı taşçatlasın 15-20 metrekere civarı. Ve inanırmısınız; iğne atsan yere düşmeyecek kadar dolu içerisi. bırak adım atmayı nefes alamazsın.Sabahın bu saatinde ekonomik seviyede bakımından yerlerde gezen bir ilde, üstelikte hemen hepsi ilköğretim ve lise çağında çocuklarla dolu (burda herkese serbest olsa gerek yaş seviyesi genelde 18 yaş altı.) umarım bu örnek durumu özetliyordur.
Sonuç olarak eğer yöneticilerimiz elde eden tatlı kaynaktan feragat edip; halkının sağlığını, çocuklarımızın geleceğini korumak ve kollamak aile birliğinin devamlılığını sağlamak istiyorlarsa eğer tez zamanda radikal kararlar almak ve sürdükmek zorundalar. Aksi taktirde bu toplumun köküne dinamit yerleştirmiş olacak ve akan her gözyaşında payları olduğunu kabul edeceklerdir.Unutmamak gerekir ki bir gelir kaleminden vazgeçmiş olmaları büyük bir sosyal patlamanın önüne çekilmiş bir duvar olacak ve gelecek güzel günlere güven içinde bakabilmemizi sağlayacaktır. Lütfen ocaklar sönmesin; Güzel yurdumuz cehenneme dönmesin diyor ve mikrofonu yetkili merciilere uzatıyoruz!.... -H.ALTINTAŞ-
YANINDAYIM SEVGİLİ
-Hadi bak geldim işte asma artık suratını,soğuk soğuk durma öyle.Evet hatalıyım, anlamadım seni ya da anlamak istemedim herneyse!.Hani derdin ya hep omzunda yatmak istiyorum saatlerce kalmak istiyorum öylece..''Yanımda olabilecekken yanımda değilsin ya işte buna dayanamıyorum'' diye sitem edişin.. Haklıydın seven insanın en masum ve içten istekleriydi bunlar..Bense kendi havamdaydım hep. Yanında olabilecekken olmayışım, yok arkadaşlarla dışarda takılmalarım, evdeyken bile bir saatlik zaman dilimini senden esirgeyişimle aslında canım kadar çok sevdiğim sana bencil tarafımı tattırdım hep..
-Sevdim; çok sevdim seni gerçekten. Ama işte derler ya huysuz herifin tekiydim ben. O atışmalar, o küsüp sırt dönmeler aşkın minik itirafçılarıydı aslında. Ama anlayamadım seni.Hep böyle gidecek sandım. Nasıl olsa hep yanımda olacaktın. istediğim zaman kızar bağırır, istediğim zaman çeker kapıyı atarım kendimi dışarı derdim kendimce. Ama bir gün eve döndüğümde kapının diğer tarafında senin olmama ihtimalini hiç düşünemedim.
-Neyse bırakalım bütün bunları.. bak burada ikimize yetecek kadar yer var.Ben şöylece kıvrılıveririm yanıbaşına.çok sıkmam seni. İstediğin kadar hissedebilirsin tenimi. Hem yanında olmama ihtimalim de yok burada.Susma artık bişey söyle.Yanındayım işte..Sen istediğin sürece öyle de olacak.Ama affettim de ne olur. nolur askım nolur!..
-Beyefendi lütfen açın gözlerinizi biriyle konuşuyordunuz sanki rüyanızda. iğne vakti efendim. şu ilacı da alın. bu sizi rahatlatacak. biraz da uyku yapar ama alışacaksınız.Eşiniz içinde çok üzgünüm. başınız sağolsun efendim!..
-İşte böyle sevgili.. Beni uyutup içinde bulunduğum travmayı atlatmamı sağlamak için yapılıyormuş bu iğneler; yani beni tekrar ayağa kaldırmak ve daha iyi yaşatabilmek için; kısacası seni kafamdan atıp hiç yokmuşsun gibi devam etmek içinmiş.Ama bilmiyorlar ki sana kavuşmak için iple çekiyorum bu saatleri. Her ilaç saatinde sana koşarak gelişimi. Ve her ilaçla sana kavuşmak için kaç kere öldüğümü.Asıl yaşamın benim için bu olduğunu!..
-Hemşire hanım biraz acele edermisiniz.. randevum var da.. bu gün karımın doğum günü.. Her zamankinden farklı olarak başbaşa kutlayacağız bu sene..
-Anlaşıldı siz şimdi gene başlıycaksınız dalar dalmaz. Biliyormusunuz bunca iltifatı ve aşk dolu sözü beş yıllık evli olmama rağmen duymadım kocamdan.. Ve eşinize imreniyorum her ne kadar bunları duymasa da!.. Ölmeli mi yoksa sevilmek için..
-O bu türden şeyler gevelerken ağzında ben çoktan çıktım ölüm yolculuğuna.Kendi kendime konuştuğumu sanıyor zavallı. Aşkın mesafe tanımadığına inanmıyor.Oysa ben cennetime varmak üzreyim yine gene başbaşa olacağız saatlerce.. ama ara sıra gidip gelicem mecburen.. sana dönüş için gitmeliyim biliyorsun ya!.. Sensiz olmak ve yalnız uyumak artık haram bana!
Son zamanlarda şahit olduğum bir kaç anektot aktarmak istedim sizlere..Malumunuz Van da bir deprem yaşadık.. Üzüldük hepimiz ciğerimize dokundu elbet.. Ama deprem sonrası yaşananlar daha da üzücüydü kanımca.İnsanların birbirine karşı hali tavrı Devlet diye haykırışları depremden daha yıkıcı geldi bana.. daha bir kaç saniye olmuştu deprem olalı ve kamera karşısına geçen herkes olabildiğine haykırıyordu;
-devlet çadır göndersin burda herkes aç!
-nerde bu devlet bu yöneticiler!
-hani yardımlar hani kızılay!
-asker polis yok mu kardeşim... vs..
Hakları tabi ki isteyecekler elbet ama önce kendileri seferber olabilmelilerdi. Her zaman her yerde devleti aşağılayan belli bir kesim de bas bas bağırıyordu üstelik.. yardım gönderin para gönderin.. ne varsa gönderin..
Oysa devlet neydi kimdi bunun farkında değillerdi. Kendisiydi devlet. yardım istediği asker polisti. Batıda tek kuruş yardım alamayan ama almamak içinde direten Ahmet,vergisini son kuruşuna kadar ödeyen Ali,kuru bir ekmek için göçük altında can veren Mustafa,Hem tarlada hem evde çalışan üstüne senin elektrik faturanı da ödemek için gecesini gündüzüne katan Ayşe, düğüne gider gibi evinden uğurlanıp bu topraklara kanıyla can veren Mehmetti devlet.
Herkes gene yaptı elinden geleni.. yapacaktır da.. Vatan topragı ve masum vatandaş var işin ucunda..Sözümüz onlara değil elbet..Birileri için dağa çıkan, En ufak şeyi bahane edip sokağa yığılan yakıp yıkmaktan başka bişey bilmeyen söz konusu devlet milllet olduğunda bir köşeye çekilip kurt puslu havayı sever atasözünü boşa çıkartmamak için elinden geleni esirgemeyen bir kesim var. Sözümüz bunlaradır. Diğerleri kardeşimizdir. ve kardeşimiz kalacaktır. Onlara yapılan herşey analarının ak sütü gibi helaldir. Fakat bölünmek istiyoruz; toprak istiyoruz; özerklik istiyoruz şeklinde sokaklarda gece gündüz yırtınan kesim iş başa düşünce topu devlete atmak yerine meydanlara inebilmeli halkının elini tutabilmeli senin vekilinim ey Vanlı diyebilmelidir. Ve benim Vanlı Hakkarili kardeşim artık sizi sadece biz temsil edebiliriz, onlar sizi ezer, sömürür yalanlarına kanmayıp deprem gerçeğiyle yüzlerine inen o tokatı gerçek sahibi ikiyüzlü yöneticilere önümüzdeki sınavda iade etmelidir. Bunca gerçeğe rağmen hala biz devletten sadece almayı yemeyi biliriz; vermek bizim işimize gelmez maaşı devletten alır vergiyi dağa yollarız düşüncesinde olan kesim hala varsa;Unutmayin ki siz kimsenin öz evladı değilsiniz bu devlet bu halk sizleri bağrına basmayı bildiği gibi çiğneyip yok etmeyide bilecektir. Tercih sizin köprüden önce son çıkışı işaret ediyor aslında son yaşananlar..
Son bir sözde saydıdeğer yöneticilerimize. Bir kesimi kazanmak için ellerinden geleni yaparlarken diğer bir kesimi küstürmek ve sizlere olan inancı kırmak size kazandırmayacağı gibi çok şey kaybettirecektir..Atılan adımlar halkın isteği doğrultusunda atılırsa daha sağlam ve kalıcı olacaktır. Unutmayalım ki çoğunluğun sesi olabilmek çoğunluğun sesini duyabilmektir. Aksi taktirde tarihin tozlu raflarında yer almak kaçınılmaz olacaktır. -H.ALTINTAŞ-